5 Şubat 2010 Cuma

you may not be her first..


You may not be her first, her last, or her only. she loved before she may love again. But if she loves you now, what else matters? She's not perfect - you aren't either, and the two of you may never be perfect together but if she can make you laugh, cause you to think twice, and admit to being human and making mistakes, hold onto her and give her the most you can. She may not be thinking about you every second of the day, but she will give you a part of her that she knows you can break - her heart. So don't hurt her, don't change her, don't analyze and don't expect more than she can give. Smile when she makes you happy, let her know when she makes you mad, and miss her when she's not there.



BOB MARLEY.

24 Ocak 2010 Pazar

yol tutuşum çok kötü.

"seni seviyorum"
Hepimiz hem söylemiş hem duymuşuzdur değil mi?
Ben çok söyledim. Sevdiğime sevmediğime söyledim üstelik, karaktersizlik tarihimin başlangıcı bile sayılabilir.
Bana az söylediler, söylediğimden az yani. Birde öyle kötü ki anılarım "seni seviyorum" la, duyduğum an sen artık tası tarağı topla kaç kızım zili benim için.

Ben bütün akıl ve ruh sağlığımı kaybetmiş, yorulmuş, yıkılmış ve posası bırakılmış bir şekilde, yenilgimi kabul ederken bana "seni seviyorum" diyor.
Ağlamak, elimin tersiyle bir tane ağzına vurmak, kollarından tutup silkelemek istiyorum halbuki..
Ağzımdan bir tek, keşke sevmeseymişsin çıkıyor..
Çok sevdim diyor.

Çok sevilmek ihtiyacım olan en son şey, tercih hakkım olsa "iyi" sevilmek isterdim. Kırıntı şeklinde bir sevgi de olabilirdi hatta ama "iyi" olsundu.

Mesela iyi sevilseydim, başkalarını sevmekten korkmazdım. Erkeklerle ilişkilerimi kasabanın namus dayatmasına kafa tutmak için "ergen" ken halleder, şimdi böyle ruhsuz sen git öteki gelsin tarzını benimsemezdim. Ne de iyi insanlarla karşılaştım halbuki.. En baştan "bunları sakın önemseme, bak önemsedin ne hale geldin" direktifi veriyorum kendime, sonra da ekliyorum 15 yaşında mısın gerizekalı!!!

Bir türlü hayatıma müdahil olamayan iyi, sevgili adaylarım oldu birde. Sonra bir şekilde bıraktılar beni, hiç söylemedim ama onlara da çok üzüldüm! Birini sevemediğim için üzüldüm, onun sevgisinede -gerçekten- layık olamadığım için üzüldüm.

Ruhumu böyle hoyrat kullandırdığım için üzüldüm. Teslim olamamama üzüldüm. En çok onlar için üzülmedim tabi ama kendim için daha çok üzülecek sebepler verdiler bana, ona üzüldüm.

Tahrip edilmiş halime çeltik attılar bilmeden, evet hayat devam edecek tabi diyordum ama ben en ufak rüzgarda savrulan uzakdoğu menşeili hafif araba olduğumu unutuyordum. Yol tutuşum bok gibiydi, bildiğin doğan görünümlü şahindim ben.

Hepsine ayrı ayrı binbir poz yapıp tek başına, akıllı ve güçlü kadın imajı vermek beni bir yerde bozdu artık. Olmadığım bir şeyi öyleymiş gibi yapmak.. Gül idim gülistan oldum yani.

Acayip - gerçekten başka türlü tarif edemeyeceğim- bir gecenin sabahında aldığım bir maile baş ağrısı, mide bulantısı ve pek tabi kalp çarpıntısı ekleyip kapatıyorum pazarı.

Yazı sebebim gene kötü bir çocuk, değerlerimi alt üst eden, dönüp dolaşıp aynı yere geldiğim çocuk. Beni çok sevmeni istemedim hiç, önemli olan "iyi" sevmekti. Ruhumu kullandırttım upuzun seneler çok sevmen karşılığında, hala seni ilk gördüğüm yerde ki kız kaldım. Allah kimseyi çok sevdirtmesin, iyi sevilin lan hepiniz, güzel sevsinler hepinizi...

P.S : Beni iyi seven çocuğu da türlü şekilde hayatımda tutup, senelerce hep "seni çok seviyorum" yalanları attığım için özür dilerim. Hatta kötü bir oğlan çocuğu tarafından türlü türlü sömürülmelerimin intikamını, başka başka yaptığım, seni seviyorum diye yalan attığım herkesten de özür diliyorum.

Benden özür dilemeyin sakın.

14 Ocak 2010 Perşembe

vaann naayytt, vaann naaayytt..

çok acil one night stand diyaloglarına ihtiyacım var.
Bana yoldaki travestilerle pazarlıklarınızı, parayla yaptığınız seksleri falan anlatmayın ama.
spontane gelişmiş
şu kızı/herifi bir götürsem mantığıyla hareket etmiş taklalar atmış, olmuş olmamış bitmiş bitmemiş herşeyi duymak istiyorum.
Sonra çok eğlenicez, valla bende anlatıcam!! :)
no name konuşucaz
mail atın:)

ozgedir@gmail.com

10 Ocak 2010 Pazar

sıçıp sıvama ustası.

Benden olmadı dedim..
Beceremedim..
Verilen tek hakkımı kullanamadım.
İstediğim birşeyi yapmak için çaba bile harcayamadım.
Aşık olmadılar bana
İlk aşkım herkes gibi ya da değil, karşılıklı değildi.
Unutamadığım bir aşk hikayem yok ama kendime her anlattığımda çığ gibi büyüttüğüm bir aşk masalım var.
Kimsenin istediği gibi olamadım.Arkadaşlarım memnun değil, ailem memnun değil, memnuniyetsizlik adım ait olduğum hayatlarda.
Kendim de kendimden memnun değilim aslında.
Ergen yakarışı değil bunlar bu arada. Samimi bir itiraf olabilir. Dönüp dolaşıp kendimle ilgili manasız tespitlerimden ve tespitlerinizden sıkıldım. En çok kendimden sıkılıyorum. Hata yapmadan duramıyorum ve üstüne tüy dikmeden asla bırakmıyorum.
Son zamanlarda sık sık bu tevekelliğimin kırılma noktasını düşünüyorum, aşk masalımı dahil ediyorum, sonra daha da karmaşıklaştırmamak için derhal terk ediyorum bu düşüncemi.
Hayatımı zorlaştırmak benim için ne kadar kolay!
Uğraşsanız yapamazsınız, iddialı olduğum tek konu bu hayatta!
Bu arada bu hatalarımdan kendi kendime engiiinn bir bilgi sahibi olduğumu falan da düşünüyorum, öyle de komik.
Mesela inancım kalmadı ya benim kimseye, ve kendime..
Aşk hayatımı libido kontrolünde yönlendirebileceğimi, kontrolümü kaybetmeden az hasarlı ya da hasarsız çıkabileceğimi düşünüyorum.
Ne saçma!
Çok saçma!
Sen hani benim libidom derken atı alan Üsküdar'ı geçiyor, sen üstüne başına bakıp hasar tespiti yapmaya devam ederken herkes yaşantısına devam ediyor!
İş görüşmesinde mesela. İstediğim, beni mutlu edecek bir iş.. Ama ben neden oraya zorla getirilmiş gibi duruyorum!
Kontrollüyüm, beni kimse ve hiçbir şey kıramaz, incitemez haline nerden geldim ben!
Neden düştüm bu hale..
İncinenler, kırılanlar, kaybedenler.. Bunları bir daha yaşamaktan korkmayanlar... Onlar hayatlarına devam edenler yani...Üzülüp, ağlayıp, iyileşip yaşayanlar.. Neden korkunuz size yeni taktikler geliştirtmedi?
Neden inançsızlığınızın arkasına sığınıp, dalga geçmediniz herşeyle! Neden aynı hayal kırıklıklarını yaşamak için kontrolsüzce devam ettiniz??
Neden güçlü olmak ve kalmak için hatalar yapmadınız üst üste?
Neden yorgun değilsiniz hala yaşamaktan da, ben tutunacak yer arıyorum yorgunluktan?
Şimdi cücük beynimle 2010 a süper kırılmalı, üzülmeli, sevinmeli bir yıl dileyerek girdim. Denenmiş şeylerin hissettirdiğini yaşayarak, kendimi salarak..
Güzelde girdim hatta, hissettim, yaşadım..Bitti ve ne muhteşem bir his!
Eğer bu da olmazsa 2011 için güzel planlarım var
Gerçekten..

Ben bu işin ustasıyım.

18 Aralık 2009 Cuma

zaten hepimiz çıplağız!

"Benim adım Hıdır, elimden gelen budur" diye isyan edicem. Evet yapıcam bunu.Bana Twitter duygusallığından, yalakalığından gına geldi. Ki gördüğüm kadarıyla çok karaktersiz bir karakterim varmış benimde, bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Neyse günlük hayatımda pek "yüreğim, kalp kırıklığım, sana aşkım geçmeyen baş ağrım" gibi cümleler kurmadığım için zaten öküz, ruhsuz muamelesi görürüm. Bununla yaşamayı, ah aşk nerelerdesin deyip süslü cümleleri hiç bitmeyenleri idare etmeyi öğrendim. En büyük acıyı onlar çeker, en büyük aşk onlarınkidir, çok hassas oldukları için en çok etkilenirler, sonra aşk doktoruyla aşk meşk meselelerini konuşurlar falan.. Hassasiyete bak amk.
İş bu hassas hanımlar, beylerle sosyal hayatımda minimum düzeyde seviyeli bir ilişkim olduğu için son problemim onlar keza ben sosyal hayatta daha ziyade espiri anlayışınız, hayata bakış açınız aynı gibi gözüken ama yaptığınız vahşi espirilere bir şey diyemedikleri için içten içe size kinlenip, her boşlukta intikam hamlesi yapan arkadaş kimseleriyle haşır neşirimdir. Konuyu dağıtmadan bu duygusal abiler, ablalara gelecek olursak twitter da hepsi gözüme gözüme giriyor. Hatta çeşit çeşitler..Kendisi hakkında sayfalarca yazı yazıp, kendini pek önemsediğinden mütevellit Twitter ünlüleriyle illa görüşünü paylaşmak isteyenler, aşkını dağlara taşlara yazanlar, bir ben var bende benden içericiler.. of ki ne of. Normal hayatta kısıtlı zaman geçirdiğin için idare edebiliyorsun evet, peki ya artık twitter bağımlısı olduğunda ve onlar sürekli orda olduğunda ne yapacaksın?? Hepsi nezaket kumkuması, hepsi sevgi kelebeği ve hepsi dost. Yahu insanın içinden bir kere "yürü lan burdan" demek geçmez mi?Bu nasıl bir sinir sağlamlığıdır, bu nasıl bir herkesi seviyorumculuktur. Bir gerizekalı yoruma da "ha yürü burdan yapraaam" de, de bunu gerçek olduğunu bilelim değil mi? I ıh değil.
Normal hayatta en mutlu olduğum zamanlar bir insanın gözüne bakıp "seni sevmiyorum,onun için ayrılalım" cesaretine sahip olduğum zamanlardı, bıraktım bu huyumu "aman yanlış anlar aman kötü düşünür falan" diye diye, mutsuzluktan ölme kıvamına geldim, Twitter da da aynen bu halet-i ruhiyedeyim, evet normal hayatta kendimi öldüremiyorum ve bir başkasını, ama Twitter da blocklar blocklar giderim, hahayt!!

Bu arada insan okuduğunda, izlediğinde sövmekten ağzı köpürdüğü birine neden nazik davranır ulan Twitter dan? Göte göt denir.

Zaten hepimiz çıplağız.
Ayça Şen başkan.

15 Aralık 2009 Salı

Ağlarım!!!

nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!

iyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…


rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

iyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım

Yılmaz Odabaşı

14 Aralık 2009 Pazartesi

Diyarbakır havlıyor!!


"DİYARBAKIR HAVLIYOR" diye bir "şey" gördüm az önce, bir lavuk olağanca yaratıcılığıyla yazmış. Yapı itibariyle şeker gibi bir insanımdır. Tabii bu şeker kıvamı, içinde sürekli kızgın ve nefret dolu bir kimse olduğumdan, muhteşem şakalaşırken herhangi biriyle, birden elimin tersiyle ağzına çarpıp fevkalade çirkinleştirebilirim kendimi ve bulunduğum ortamı. Elimi dilimi asla korkak alıştırmam, dolayısıyla da burnum boktan asla kurtulmaz.Neyse.. DTP nin kapatılması sanal ortamda türlü türlü cengaver türetti. Sanal ortam güzelliği midir bu bilemiyorum, ama sokaktakinden muhakkak daha sert geçiyor.Çünkü anasına, bacısına tecavüz etmek sanal ortamda muhteşem bir kolaylık.Zaten her şeyde olduğu gibi en felaketi hep yurdum kadınına geliyor,tecavüze uğruyor, çocuğunu, kardeşini kocasını kaybediyor üstüne birde Anadolu'nun muhteşem kadını olduğunu göstermek için güçlü durmak zorunda. Keza tecavüze mi uğradı, e bu namus meselesi, seni öldürmek zorundayız üzülerek...
Asla cıvıklaştırmak istemiyorum bu durumu fakat öyle yetersiz bir insanım ki, süslü, değişik enteresan kelimelerle açıklamak yerine sadece küfür edebiliyorum. DTP kapatılmadan önce sanal ortamın kralı "mecliste PKK istemiyoruz" tarzı gruplardı. Köpekler hepimiz kardeşiz, ananızı bacınızı şöyle zikicez, sizin için de türlü güzellikler düşünüyoruz söylemleri. Peki güzel kardeşim, kardeş kardeşi ziker mi? Mesela fotoğrafta gördüğünüz, yüzlerinden pürüpak oldukları belli, delikanlılar, abiler ne yapıyor? Şiirlerini yazamayan, türkülerini söyleyemeyen kardeşlerinden ne istiyor? Vatanı mı böldürtmeyecek bu köpekler? Bunların koruduğu bir vatan ne hayrımıza olacak sorusunu daha sonra soracağım. Moraller bozuk. Kendimizi kandırmayalım artık. İzmir'deki DTP konvoyuna saldırı, bir İzmir'linin gurur duyacağı en son şey olmalı, utanmalı hatta, nerede kaldı medeniyet? Birbirimizi öldüreceğiz galiba... Birbirimiz sırf üstümüzden rant sağlamak isteyenlere peşkeş çekeceğiz, ülkeyi siyasi parti çöplüğü yapacak, bu partileri var eden insanları görmezden gelecek, sonra isyanlarında onlara hayvan muamelesi yapacağız. Görmezden gelmeyi aslında ne güzel empoze etmişlerdi bünyemize, günlük güneşlikti herşey. Sonra parçalanmış bankamatiklerden rahatsız olduk, para çekemedik, biber gazını yedik oturduk götümüzün üstüne ve sövdük. Bunlar olana kadar pek farkında değildik yahu, ama insan kendini farkettirebilmek için böyle şeyler yapar mı? Aç kaldığımızda meclis önünde soyunmalar meşhurdu, sonra orospu olmalar, sonra gasp etmeler, sonra adam öldürmeler.. Bunları para için yaptık. Şimdi kardeşlerimiz hem parasızlar, hem dilleri yok, hem hakları... Kaybetmek için hiçbir şeyi olmayan birinden daha korkunç ne olabilir?? Korkacağız, yüreğimiz ağzımızda yaşayacağız ve bu bir avuç kendini bilmez yüzünden olacak. Bu kendini bilmezler birbirimize düşürecek bizi, taraf olacağız. Apo denen zibidinin kucağında bırakacağız kardeşlerimizi ve nefret edeceğiz. Köpeklerin onbinlerce kişilik mitinglerine söveceğiz ya da sevineceğiz. Biz yalnızlıktan öleceğiz!
Sanal alemde siktiri boktan gruplara tamah edeceğiz, oradan efelik yapacağız. Askerlerimize ağlayacağız sonra, hiç bitmeyen yüksek lisans öğrencisi kalacağız asla asker olmamak için. Böyle geçip gidecek günlerimiz, çok üzüleceğiz daha, görmezden geldiklerimiz gözümüze gözümüze girecek.
Şimdi sağ duyumuzu kaybetmemeyi diliyorum, içimde ki öfkeyi kontrol edemez hale getirip şekerliğimi de kaybetmek istemiyorum, ama şu göt olmuş sanal alem (via sezyum), şu fotoğraftaki lavuklar, şu tavandaki hükümet büyüklerini evirip çevirip beter etmek istiyorum.
Demokratik mücadelesine izin verilmeyen, varoluşunu başka türlü ispatlamaya çalışanlar "Diyarbakır havlıyor" diyen kimselerin cücük beyinlerini patlatsın istiyorum.
Ha bu arada, bu barış açılımını da yapan, kıçına şemsiye sokup açmaya çalışsın!